İlk Strateji Oyunlarına Genel Bir Bakış
- Köşe Yazıları
- Oyunların Şahı - Şevki Hacıoğlu

Oyun tahtası üzerinde, kil, ahşap, metal veya porselen gibi oyun taşlarıyla oynanan, zeka, strateji ve beceriye dayalı oyunların kökeni, çok eski yüzyıllara dayanmaktadır.
Türkler'in zengin kültüre sahip köklü milletlerden biri olduğu bilinmektedir. Araştırmalar, Türkler'in strateji ve zeka oyunlarında da söz sahibi olduğu gösteriyor. 

'Dokuztaş', 162 taşla oynanıyor. Oyun tahtasında iki sıra halinde dizilmiş 9'ardan 18 çukur ve oyuncuların kazandıkları taşları koyması için iki hazine (çukur) bulunmaktadır. Her oyuncu 9 çukur, 81 taş, 1 hazine olmak üzere oyun tahtasını paylaşır. Oyunun başlangıcında her çukurda dokuz taş bulunur. Oyunun adı buradan gelir. Bugün dünya ülkelerinde mankala adıyla oynanan oyun, dokuz kumalaktan türemiştir. Mankala, Arapça 'hareket ettirmek' anlamına gelir. Bu oyun günümüzde, oyun tahtasında altışar göz veya oyuk ve her oyukta altışar taş olmak üzere, toplam 72 taşla oynanmaktadır. Taş sayısı, oyunun oynandığı yere göre değişkenlik gösterir. Bazı yerlerde, toplam 48 taş ile oynanır. Mankalanın oynanışını anlatan vidyo görüntüsünü, yazının en altında izleyebilirsiniz.
![]() |
![]() |



Bu oyun, iki kişi tarafından siyah ve beyaz taşlarla oynanıyordu. Oyununun amacı, zihin gücüyle türlü yöntemler kullanıp, zeka becerisiyle oyunu kazanmaktır.
Bunlar dışında, Altay Türkleri'nde "çatra" adıyla satranç ve dama oyunun arasında bir oyun türü vardır. Bu oyunda batur, bey, asker gibi Türk kültürüne özgü kavram ve adların bulunduğunu öğreniyoruz.
M.Ö. 1300'lerde, Eski Mısırlılar, to (tau) ve senet adlı farklı iki oyun oynuyordu. Oyun kuralları tam olarak bilinmese de, to, tarihin ilk savaş oyunlarından biri olarak biliniyor. Senet ise, Mısır'ın en yaygın oyunlarından biriydi. Bu oyunun, oyuncuların tahta üzerinde belirlenen hedefe rakibinden önce ulaşması ilkesine dayanan bir yarış oyunu olduğuna inanılıyor. Oyunda belli sayıda taşın, oyun tahtası çevresinde dolaştırılıp dışarı çıkartılması söz konusuydu. Senet, dini nedenlerle de oynanırdı; ruhun ölümden sonra çıktığı yolculuğu yansıttığına inanılırdı. To oyun tahtası, 20 kareyle "T" biçiminde tasarlanmıştır. Senet oyun tahtası ise 10x3=30 kare olarak tasarlanmıştır.

![]() |
![]() |

Mısır ölüler dünyası; öte dünya veya sonrasızlığın sanatı olarak nitenen mezar süslemeleri ve tabut metinleriyle tasvir edilirdi. Firavun ve soyluların mezar oda duvarları, resim ve çizimlerle süslenmiştir. Bu mezar çizimlerinde firavun 3. Ramses Tanrıça İsis'le to, kraliçe Nefertari senet oynamaktadır.
![]() |
![]() |
14 ile 16. yüzyıl arasında, Orta Amerika ülkesi Meksika'da imparatorluk kurmuş olan Aztekler, kendilerine Meksiko derdi. Zengin mitolojik ve kültürel mirasa sahip bir halktı. Aztekler, oyun tahtası üzerinde oynanan patolli adlı bir oyun oynuyordu.

Veyki'nin kökeni, 2500 yıl önceye Çinli hanedanların iktidar olmak için birbirleri ile savaştıkları yıllara dayanıyor. Bu savaşlar döneminde, savaşçı filozoflar, kaba gücün karşısına zeki bir stratejiyle çıkmak gerektiğini düşünüyordu. Bunların arasında Go oyuncuları için bir rehber kitap olan. "Savaş Sanatı" kitabı yazarı, Taocu savaşçı düşünür Sun Tzu da bulunuyordu. Bu düşünürlere göre, kargaşa ve düzen iç içeydi; herşey kendi içinde karşıtının tohumlarını taşıyordu. Diyalektik düşünen bu düşünürlere göre, savaş, politika ve oyun birdi. Veyki hakkındaki kitaplar, savaş kılavuzları arasında sayılmaktadır.



MS. 4. yüzyılda, Yunan kültürünü toptan ithal eden Romalılar, petteya oyununu, latrunkuli (latrunculi: askerler) adlı bir oyuna dönüştürdü; oyunda kullanılan taşlara latro ya da milite "asker" adı veriliyordu. Roma oyunu latrunkuli, imparatorluğun uzak bölgelerine tayin edilen askerler arasında yaygındı. Oyunun amacı, rakip oyuncunun ordusunu esir etmekti. Bu oyunun kuralları net olarak bilinmese de araştırmacılar, oyunun karmaşık bir strateji içerdiğini belirtir; oyunu kazanan oyuncuya general veya kral diye hitab edilirdi.

Dama oyunu, yüzyıllar öncesinden, çeşitli biçimler alarak günümüze ulaşmış bir oyundur. Türk, İspanyol, Polonya, Rus, İngiliz gibi bir çok dama türü vardır. İspanyol, Alman, Rus, İngiliz, Brezilya daması; 8x8=64 kareli tahtada 12 taşla oynanır. Fransız ve Polonya daması, 10x10=100kareli tahtada 20'şer taşla oynanırken, Kanada daması, 12x12=144 kareli tahtada 30'ar taşla oynanır. 100 kareli Fransız ve Polonya daması, uluslararası arenada kabul görmüş olupt urnuvalarda oynanmaktadır. Türk daması ise, 8x8=64 kareli tahtada 16'şar taşla oynanır.

Avrupa damasında, oyundaki taşlara, satrançtaki "vezir"in adı olan "ferse" deniyordu. Dama tarihine ilişkin birçok kuram vardır. Kimilerine göre, satranç damadan etkilenmişken, kimilerine göre ise dama satrançtan etkilenmiştir. Bir görüşe göre, 1400'lü yılların son çeyreğinde Batı'da modern satrancın başlangıcıyla, vezirin adı, cinsiyeti ve hareketi değişip "fers" yerine "kraliçe" ya da "dam" olarak yeniden adlandırılınca, satrançtan etkilenen oyunun adı dama olarak değişmiştir. O dönemdeki damanın satrançla bir benzerliği de taş yeme zorunluluğunun olmamasıydı.

Taşlar; İspanyol damasında çapraz giderken, Türk damasında tek kare sağa, sola, ileri hareket eder. Türk damasında amaç, taş alma zorunluluğundan yararlanarak oyun kurmak, konum ve hamle avantajı elde etmek, rakibin taşlarını eksilterek rakibin gücünü kırmak ve sonuç olarak rakibin tüm taşlarını alarak oyunu kazanmaktır. Satrançtaki piyonun son yataya çıktığında vezir olması gibi, damada da son yataya çıkan taş, "dama" olur. Bir elin nesi var? İki elin sesi var! Konuyu resimlerle görsel yönden destekleyip katkıda bulunan İskender Altındiş'e teşekkür ederim.





